12/29/2011

“Çocuğum engelli. Peki, ben ne yapmalıyım?”


“Çocuğum engelli. Peki, ben ne yapmalıyım?”
  
Çocuğunuzun engelli olduğunu kabul edin!
Çocuğunuzun engelini reddetmek onun için gerekli olan tedaviyi ve eğitimi alması geciktirir. Bu durumda, çocuğunuz eğitimle geliştirebileceği becerileri geliştiremez. Çocuğunuzu olduğu gibi kabul etmeli ve en erken zamanda eğitime başlamalısınız.

Diğer çocuklarla kıyaslamayın!
Etrafınızdaki engeli olmayan çocukların yapabildiği ancak sizin çocuğunuzun yapamadığı şeyler olacaktır. Bunu kabullenmeli ve onu diğer çocuklarla kıyaslamamalısınız. Bunun yerine, çocuğunuzun eğitimine önem vermeli, onun zaman içindeki gelişimini izlemelisiniz.

Kendinizi suçlamayın!
Çocuğunuzun engeli ile ilgili kendinizi suçlamanızın çocuğunuza hiçbir faydası dokunmaz. Bunun yerine, “Şimdi ne yapabiliriz?” diye düşünmelisiniz.

Birbirinizi suçlamayın!
Engelin nedenlerine takılıp birbirinizi suçlamanın çocuğunuza yardımı dokunmaz. Ayrıca, sizin aranızdaki tartışmalar çocuğunuzu da olumsuz etkiler ve huzursuz olmasına neden olur. Bu yüzden, geçmişe değil, bundan sonra yapabileceklerinize odaklanın.

Aşırı korumacı davranmayın!
Çocuklar birçok şeyi yaparak, deneyerek öğrenirler. Aşırı korumacı davranır, çocuğunuzun hiçbir işi yapmasına müsaade etmezseniz, yapabileceği şeyleri yaparak öğrenebileceklerini öğrenemez.

İhmal etmeyin!
Çocuğunuzun ilerleme kat etmesi sizin ilginize bağlıdır. Çocuğunuzla ilgilenmez, onu ihmal ederseniz, çocuğun gelişimi olumsuz yönde etkilenir.

Hata yapmasına izin verin!
Çocuğunuz bir şey yapmaya çalıştığında “Ver ben yapayım.” veya “Yardım edeyim sana.” diyerek çocuğun kendi deneme şansını elinden almayın. Yardım istediğinde zaten bu isteğini size sözel olarak ya da beden diliyle anlatacaktır. Sürekli yardım etmek, kendi kendine bir şeyi başarma şansı vermemek çocuğunuzu güçsüz kılar. Oysa çocuğunuz yaşayarak öğrenecek. Denemesine, hata yapmasına izin verin.

Beceremeyeceği şeyleri yapmasını istemeyin!
Çocuğunuzun becerilerinin veya yaşının üzerinde olan şeyleri yapmasını istemeyin. Aksi takdirde, çocuğunuz başarısız olur, bu nedenle de kendine güveni zarar görür.

Olumlu davranışlarına ve başarılarına odaklanın!
Çocuğunuz çok küçük bir şeyi becerdiği ya da olumlu bir davranışta bulunduğu zamanlarda bile onu destekleyin, ödüllendirin.

Çocuğunuzu eve kapamayın!
Çocuğunuz zihinsel, duygusal ve sosyal olarak ancak diğer insanlarla iletişime geçerek gelişebilir. Çocuğunuzdan utanıp onu evde kapalı tutmanız onun kendini geliştirmesini engeller. Çocuğunuzu sosyal ortamlardan uzak tutmayın, insanlarla iletişim kurmasına izin verin.

Sabırlı olun!
Çocuğunuzdan bugünden yarına değişmesini beklemeyin. Eğitim zamanla çocuğunuzda olumlu sonuçlar verecektir ama bu değişim kısa sürede sağlanamaz. Eğitime ve çocuğunuza zaman verin ve sabırlı olun.

Eğitim ve tedavi sürecinde katılımcı olun!
Çocuğunuzun eğitimi ve tedavisi ile ilgilenin. Eğitmenleri ve doktorları ile iletişim kurun. Çocuğunuz sizin ilginiz ölçüsünde gelişim gösterecektir.

Çocuğunuz ile vakit geçirin!
Tabii ki yeri geldikçe televizyon da izleyecek ya da kendi başına oyun oynayacak ancak onu bir televizyon karşısına oturtup, ya da eline bir şeyler verip uzun süre yalnız bırakmayın. Çocuğunuzun sosyalleşmesi çok önemli ve bu da sizin onunla konuşma ve ilgilenmenize bağlı olarak gelişecek bir beceri. “Bir işe yaramıyor işte.” diye düşünüp ilginizi azaltmayın. Basit sosyal becerilerle başlayın ve pes etmeyin.

“Çocuğumla nasıl iletişim kurabilirim?”
Becerilerine göre:
  • Konuşun (sizi çok az, hatta hiç anlamıyor olsa bile)
  • Onunla konuşurken ona bakın ve göz göze gelmeye çalışın
  • Gülümseyin
  • Sarılın
  • Oyun oynayın
  • Kitap okuyun
  • Resim yapın
  • Müzik dinleyin/Dans edin
  • Basit komutlar verin (gel, topu ver, oraya otur vb.)

Kendinizi iyi hissetmek için de harekete geçin!
Çocuğunuza en iyi şekilde yardımcı olabilmek için öncelikle sizin iyi hissetmeniz gerekir. Engelli bir çocuk annesi/babası olarak birçok güçlükle karşılaşıyor ve üzüntü, kızgınlık gibi duygular hissediyor olabilirsiniz. Bu durumda yapabileceğiniz en iyi şey bir uzmandan (psikolog, psikiyatrist) psikolojik yardım almaktır. Bu şekilde, kendi moralinizi ve ruh durumunuzu düzeltebilir, çocuğunuza da daha hoşgörülü ve sabırlı bir biçimde yaklaşabilirsiniz. 

Klinik Psikolog Mine Hasırcı

Çocuk Ne Yaşarsa Onu Öğrenir


Çocuk Ne Yaşarsa Onu Öğrenir



Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse
Kınama ve ayıplamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse
Kavga etmeyi öğrenir
Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa
Sıkılıp utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk devamlı utanç duygusuyla eğitilmişse
Kendini suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk hoşgörüyle eğitilmişse
Sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk desteklenip yüreklendirilmişse
Kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse
Takdir etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse
Adil olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk güven içinde yetişmişse
İnançlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse
Kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir. 

Dorothy Law Notre



Türkçe’ye Çeviren: Doğan Cüceloğlu
Kaynak: Yeniden İnsan İnsana

12/10/2011

Sinirim Tepemdeyken Ne Yapabilirim ki?


Öfke, hepimizin hayatında yer alan ve her zaman da yer alacak bir doğal duygularımızdan biri. Peki, her zaman hayatımızda şöyle ya da böyle yer alacak bu öfke duygusu ama hep aynı şekilde mi yaşanacak bu duyguyla? Öfkesinden (aslında öfkesini yaşayış şeklinden) şikayetçi bir insan öfkesini hep aynı şekilde mi yaşayacak? İşte bu soruların cevabı kocaman bir HAYIR değil ama kocaman bir SİZE BAĞLI! Demek istediğim, zaman zaman öfkelensek, bu duyguyu yaşasak da bu duyguyu ne kadar süreyle, ne şiddette hissedeceğimiz ve ne yapacağımız bizim elimizde.

Özellikle de haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüzde öfkeleniyoruz. Sinirlenmiş birini dinlediğinizde genelde  “Bu haksızlık!”, “Karşılığı bu muydu?” ya da “Ben bunu hak etmedim.” şeklinde haksızlık algısı ile ilgili cümleler duyarsınız.

Herkes zaman zaman bu düşünceler eşliğinde öfke yaşatır kendine ama önemli olan bu öfkeyi nasıl yaşadığımız. Nasıl yaşadığımız derken şu faktörleri kast ediyorum:

  • Ne kadar süreyle öfkeli kaldığımız (süre)
  • Bu öfkeyi ne şiddette hissettiğimiz (şiddet)
  • Öfkelenince ne yaptığımız (davranış)

Not. Olay özelinde değil de genel olarak yaşanan öfkeye baktığımızda tabii ki bunlara bir de “sıklık” yani “ne sıklıkta öfkeleniyoruz?” eklenecektir.

Bir örnek üzerinden gidelim. Mesela bir adam düşünelim. Bu adam kendisinin terfi edeceğinden neredeyse emin. Bu düşüncesinin sebebi de kendi seviyesindekilerden daha uzun süredir bu görevde çalışıyor olması yani daha kıdemli olduğunu düşünmesi. Ancak bir başkasının terfi ettirildiğini öğreniyor. Terfiyi kendisinin hak ettiğini düşünüp öfkelenmesi çok olası, öyle değil mi?

  1. senaryo: Hemen patronun odasına çıkıyor ve bu pozisyonu kendisinin hak ettiğini söyleyip bağırarak kendisine haksızlık yapıldığını anlatmaya başlıyor.
  2. senaryo: Gidip konuşmasının hiçbir şey değiştirmeyeceğini düşünüyor ve masasında kalıyor. Ancak öfkesi de geçmiyor çünkü hala haksızlığa uğradığını düşünüyor. Patronla konuşmuyor, evet, ama etrafına çatıp duruyor.
  3. senaryo: Biraz sakinleşmek için kendine zaman tanıyor sonrasında bunun sebebini öğrenmek için patronla konuşuyor.

Bu senaryolara bakınca hangi şekilde davranan kişinin bir sonuç alabileceğini düşünüyorsunuz. Sonuç derken elbette  “Aa siz haklısınız. Sizi terfi ettirelim o zaman. Hemen kararı değiştirelim.” tarzında bir mucizevi cevap almasını kast etmiyorum. Sonuç almak derken, “Neden böyle oldu?”  sorusuna bir cevap alıp, öfkesini dindirip, “Şimdi ne yapabilirim?” diyerek kendine bir yön çizebilecek hale gelmesini kast ediyorum.

1. senaryoya bakarsak pek bir sonuç alacağını tahmin etmiyoruz değil mi? Patrona çıkıp bağırması sonucunda muhtemelen bir cevap alamadığı gibi ya yine öfkeli bir karşılık alacak ya da kapı dışarı edilecektir. Peki öfkeyi bir patlama halinde yaşamanın tam tersine susup oturmak bir sonuç getirir mi? Yani 2. senaryodaki kişi kendi işine yarar bir şekilde mi davranıyor? Bunun cevabı da pek “Evet, kesinlikle!” olmasa gerek. Bu senaryoda yine bir sonuç alınamazken bir de hem kendine hem de başkalarına zarar veriyor. Ancak 3. senaryoya baktığımızda kişinin bir sonuç alması, kafasındaki “Neden?” sorusuna bir karşılık alması ve yolunu çizmesi daha mümkün gözüküyor.

Bu olayın kahramanının siz olduğunuzu düşünün. Siz hangi şekilde davranırdınız?

Bu örneği vermemin sebebi aslında bir olay karşısında birçok davranış biçiminin mümkün olduğunu göstermekti. Sinirimiz tepemize çıktığında, kaygımızdan elimiz ayağımız titrediğinde, korktuğumuzda o anda birçok zaman tek bir seçeneğimiz varmış gibi düşünürüz. Örneğin, birinci senaryodaki adama sorsak o anı, “Ben delirmeyeyim de kim delirsin! Tabii ki haksızlığa uğradım. Ya ne yapsaydım?” diyebilir. Bu “Ya ne yapsaydım?” kısmı aslında tam da buradaki probleme işaret eder. Başka bir şey yapmanın imkansız olduğunu sanmak işte bu duygularla baş etmenin önündeki en büyük engeldir.

1. ve 2. senaryolarda ortak olan bir şey var ki o da kesinlikle haksızlığa uğradığını düşünmek ve bir açıklama almak için adım bile atmamak. Oysa 3. senaryoda kişi bir açıklaması olabileceği ihtimalini kafadan silmiyor ve şansını deniyor. Sonuçta terfi eden kişi torpil sebebiyle de terfi etmiş olabilir, evet. Bu durumda haksızlığa uğradım düşüncesi desteklenmiş olabilir ama tek ihtimal bu değil. Durum bu olsa bile yine de 1. ve 2. senaryolardaki davranışların hiçbir faydası dokunmayacaktır kişiye.

Özetle: Öfke her insanın yaşadığı bir duygu. Özellikle de “Haksızlığa uğradım.” diye düşündüğümüzde yaşadığımız bir duygu. Ancak bu öfkeyi nasıl yaşayacağımıza, sonucunda ne şekilde davranacağımıza biz karar veriyoruz ki bu da ne şekilde düşündüğümüzle tamamen paralel. Sonuç olarak bu öfke duygusuyla kendimizi öfkeye boğarak ortalığı birbirine katmak ve bunu önümüzdeki tek seçenek olarak görmek de elimizde, öfkeyi yaşamanın farklı yollarını keşfedip çözüme yönelik davranışlarda bulunmak da, tercihi bize kalmış.


 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hosted Desktop