10/14/2012

Marka Düşkünlüğü


Marka Düşkünlüğü

Gitgide artan bir şekilde kendini gösteren tüketim çılgınlığı marka düşkünlüğü ile beraber kendini gösteriyor. Belli markalarda ürünlere sahip olmak günümüzde bazı kesimlerde (artık neredeyse her kesimde) sosyal çevremizdeki değerimizi belirler hale geldi. Artık okullarda çocuk ve ergenlerin o sırada moda olan bir markada bir ayakkabı ya da monta sahip olmadığı için dışlandığını bile duyuyoruz. Bu bazılarınıza inanılmayacak bir şeymiş gibi gelebilir ancak bazı çocuklarımızın gerçeği bu. Sadece çocuk ve ergenlerle sınırlı değil bu durum elbette. Birçok yetişkin de aynı girdapta boğulmakta. “Girdap” diye olumsuz bir şekilde nitelendirme sebebim aslında asla doyuma ulaşamama gerçekliği. Neredeyse sınırsız bir zenginliğe sahip olmadıkça hep “biraz daha fazla”sı olacak aklımızda ve doyum mümkün olmayacak. Bir yandan da çok çok zengin kişilere bakarsak onların da başka arayışlara girdiği görülüyor. Kişi (yaşı ne olursa olsun) kendini sahip oldukları ile tanımlayıp kendine buna göre bir değer biçtiğinde bu girdaba kapıldığı söylenebilir. 

Elbette şu ayrımı yapmak da kritik: Sahip olduğu bazı şeyleri belli markalardan almayı tercih etmek ancak bunun olmazsa olmaz bir halde olmaması, kendini sahip oldukları dışında da aynı değerde görme durumunda bu kişiye marka düşkünü denemez. “Düşkünlük” ifadesini de özellikle kullanıyorum çünkü tam olarak nasıl bir acziyet durumu olduğunu iyi bir şekilde yansıttığını düşünüyorum.


Peki, nasıl bu tuzağa düşüyoruz?

Sosyal çevremizdeki kişiler tarafından takdir görmek ve beğenilerini kazanmak hepimizin bir dereceye kadar ihtiyacı. Bu ihtiyaç göz ardı edilemez (Maslow'un “İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi”nde “Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)” yer alır. Burada söylemeye çalıştığım bu tuzağa bir gruba ait olma adına yapıyor olabileceğimiz.). Mensubu olduğumuz sosyal grup dış görünüme, sahip olduklarınıza ne kadar önem veriyor ise siz de yaklaşık aynı ölçüde önem vermeye başlayabilirsiniz. Nasıl ki entelektüel birikimin, genel kültürün önemsendiği bir gruba mensup kişi kendini sürekli bu yönde geliştirmeye çalışıp, önceliğini bu yönde kullanabiliyorsa aynı şekilde farklı sosyal gruplar da farklı şekillerde üyelerini şekillendirir. İddiam dış görünümün veya sahip olunanların hiç önemli olmadığı ve sadece düşünce ve kültürel birikimin önemli olduğu değil. Özellikle dış görünümün insanlar üzerinde ne kadar etkili olduğu birçok sosyal psikoloji deneyinde ispatlanmıştır.


Tehlike çanları ne zaman çalmalı?

Kendimizi değerlendirmemiz için şu soruları kendimize sorabiliriz:
  • Aldığınızın hemen hemen her şeyin ünlü bir markanın ürünü olmasına dikkat eder misiniz?
  • Görüp beğendiğinizin bir ürünün pazardan veya bilinmedik bir mağazadan alındığını öğrendiğinizde gözünüzdeki değeri azalır mı?
  • Gördüğünüzde hiç beğenmediğiniz bir ürünün önemli bir markanın tasarımı olduğunu öğrendiğinizde “Aslında güzelmiş.” diye düşünmeye başlıyor musunuz?
  • Kaliteli ama ünlü bir markanın ürünü olmayan bir ürünü mü yoksa daha kalitesiz ama ünlü bir markaya ait bir ürünü mü tercih edersiniz? (örneğin kaliteli bir kumaştan markasız ürün ve kalitesiz kumaştan bir marka ürün).
  • Pahalı kıyafetler, aksesuarlar ile daha iyi hissediyor musunuz?
  • Sizi maddi olarak sarsacak da olsa ünlü bir markanın ürününü almayı planladığınız/aldığınız oluyor mu?
  • Kazancınızın ne kadarını lüks eşyalara harcıyorsunuz?
  • Çevrenizdeki kişilerin sahip olduklarınız olmasa da size aynı değeri vereceğini düşünüyor musunuz?
  • Yeni tanıdığınız bir kişinin çok parasının olduğunu, marka kıyafetleri olduğunu, lüks araba ve evlere sahip olduğunu öğrenmeniz gözünüzde o kişiye değer katar mı?
  • Sahip olduklarınızı çıkarırsanız kendinize hangi özellikleriniz ile değer verirsiniz? Değeriniz önemli ölçüde azalır mı?


Bu sorular yalnızca kendimizi sorgulamamız için yardımcı olabileceğini düşündüğüm örnekler. Yani bu sonucu olan bir test veya değerlendirme aracı değil. Bu soruları okurken bir yandan dürüstçe cevap vermeye çalışırsanız ve kendinizi biraz kaptırmış olduğunuza karar verirseniz oturup düşünmenin zamanı gelmiş demektir. Sahip olduklarınızın sizin hayatınızda ne gibi bir rolü olduğunu sorgulamak ve bu rolün başka ne gibi şeylerle doldurulabileceğini düşünmek yardımcı olacaktır.

Sahip olduğunuz şeyleri (maddi olarak) kaybettiğinizi düşünmek elbette hoş bir duygu uyandırmayacaktır ancak tam bir felaket gibi mi geliyor size? Kendinizi eksik hissetmenize yol açar mı bu kayıplar? Eğer bu kadar düşkünleştiğinizi fark ediyorsanız kendinizdeki başka değerleri hatırlamak gerekebilir. Maddi olanakların anlamını sorgulamak ve sizin için ne amaca hizmet ettiğini bulmaktır önemli olan. Bu noktada aklınıza Fight Club (Dövüş Kulübü) gelmiş olabilir. Elbette filmdeki gibi bir davranışı (Filmi izlememiş olanları düşünerek üstü kapalı olarak bahsediyorum.) destekleyecek kadar uçta bir önerim yok. Hatta maddi olanaklar yarattığınız başka değerleri desteklemek adına çok da önemli olabilir. Maddi olanaklar projelerinizi gerçekleştirmenize yardımcı olabilir; hobilerinizi sürdürmenize olanak tanıyabilir; başkalarına yardımcı olmanızı mümkün kılabilir; hayatınızı birçok anlamda kolaylaştırabilir. Fakat tehlike, kendinizi bu olanaklar ile tanımladığınız ve (klişe bir tanım olsa da) “sahip olduklarınızın size sahip olduğu” noktada başlıyor.

Bu yazı bu konuda yazılmış ne ilk ne de son yazıdır. Bu konuda yazma isteğim zaman zaman unuttuğumuz, unutmayı tercih ettiğimiz düşkünlüklerimizden biriyle yüzleşme ve bu anlamda belki de ilk adımı atabilmeyi mümkün kılma ihtimalinden ileri geliyor. Otomatik pilota bağlanmış bir şekilde takılıp gidiyorsak eğer sahip olunan/olunacak şeylerin peşinden bunu fark etmeye hizmet edecek her cümle değerlidir kanımca.

Bu yazının bir kişide bile olsa bir değişime önayak olması dileğiyle,


Sevgiler,

Uzm. Psk. Mine Hasırcı