11/25/2011

Bilişsel Tuzaklar ve Bir Örnek

Bilişsel Terapilerde (Bilişsel Davranışçı Terapi dahil) çoğu insanın içine düştüğü bilişsel tuzaklar vardır. Birçok insan bu tuzaklara düşer ve kendine farklı alanlarda sıkıntı yaşatır. 


Bir örnek vererek bu tuzaklardan birinden bahsetmek istiyorum:
Metrodayken etrafımda insanların ne yaptıklarını birçok kez inceledim. Gözüme çarpan ortak özellik birçok kişinin göz temasından kaçınması ve yere ya da uzaklara bakmaya çabalaması. Bunu yargılayıcı bir tavırla söylemiyorum. Herkes böyle davranırken farklı davranmak yani gözlerinizi kaçırmamak bazen yanlış anlaşılmanıza, farklı bir niyetiniz olduğuna yorulabilir de. Bazı kişiler bu sebeple böyle davranıyor olabilirler. Tabii çok farklı sebepleri de olabilir. Bu girişi yapma sebebim benim de bahsedeceğim olay anında aynı şekilde yere bakıyor olmama bir zemin hazırlamaktı.

Hikayeye dönersek...

Yere gözlerimi dikmiş boş boş bakarken bir adamın ayakları dikkatimi çekti. Adamın ayakları çok bakımlıydı (pedikür yaptırmışcasına) ancak bir o kadar kirli görünüyorlardı ve ucuz plastik terlikler içindeydiler. Sadece ayaklarına bakarak zor şartlarda çalışan ve mali olarak çok da iyi durumda biri olmadığı tahmin edilebilirdi. Buradan yola çıkarak ayaklarının bu güzelliği parayla elde edilebilecek bir bakımın eseri değildi diyebilirim. Bu tezat ilgimi çekti ve adamın yüzüne baktım. Adam çok açık bir şekilde rahatsız oldu, huzursuz bir şekilde sağa sola baktı ve hızla yan tarafa geçti (kaçtı da diyebiliriz). Adam ne düşündü de bu şekilde davrandı bilemiyorum ama çok barizdi ki bakışımdan pek de hoşnut olmamıştı. Ayaklarına ve sonra yüzüne baktığımı fark etmişti ve benim kafamdan aslında pozitif şeyler geçtiğini düşünmemiş olmalıydı. Sadece tahmin yürüteceğim ama ucuz plastik terlikler giymiş kirli ayaklarına bakıp da "Ne güzel ayakları var." diye düşündüğüm bin yıl düşünse aklına gelmezdi. Öyle olsaydı zannediyorum ki huzursuzlanıp uzaklaşmak yerine rahat bir şekilde yerinde kalırdı. 

Günlük hayatta bu örnekteki gibi karşımızdakinin aklını okumaya o kadar eğilimliyiz ki... Kendi fikrimiz bazen o kadar net oluyor ki karşımızdakinin de aynı şekilde düşündüğünden "emin oluyoruz". Halbuki gerçekten aklından geçenleri okuyabilsek hiç beklemediğimiz alternatifleri görüp hayretten hayrete düşmemiz çok olası.

Bu tuzağın adı çok da şaşırmayacağınız gibi "AKIL OKUMA".

Verdiğim örnekteki adam bu tuzağa düşüp kaçarcasına uzaklaştı ve hayatında pek de bir önemi olmadı muhtemelen. Ancak bazı durumlarda bu tuzağa düşüp hayatımızı karartmayı becerebiliyoruz. Örneğin, yakınlarımızın aklını okuduğumuzu zannedip kendimizi hırpalayıp durabiliyoruz.

Bu örnekte elbette adamın gerçek düşünceleri neydi bilemiyorum ve ben de bir yerde akıl okumuş oluyorum; ancak bunun yalnızca bir tahmin, alternatiflerden biri olduğunun ayırdına vararak... Önemli olan, bir tahminimiz olduğu zamanlarda, hatta kendimizden çok emin olduğumuzu zannettiğimiz zamanlarda da alternatifleri görebilmek ve buna göre davranabilmek.