4/19/2013

Anlamlı Bir Hayat İçin


Niye/Ne için yaşıyorum?


Bu soruyu kendine hiç sormayan var mıdır acaba? Hepimiz hayatımızın anlamını zaman zaman sorgularız. Bundan bir adım ötesi ise bu sorgulamanın nasıl sonuçlandığı, yani bu soruya nasıl bir cevap verdiğimizdir.

Bu sorunun cevabı var mı? Genel geçer bir cevabı yok gibi gözüküyor. Peki neden? Çünkü bu soruya verdiğimiz cevaplar kendi inanç ve değerlerimize göre değişiyor. Bazen bir cevap bulabiliyor, bazen bulamıyoruz. İnandığımız hiçbir şey kalmadığını düşündüğümüz noktada  ise “Yaşamasam da olur.” diyebiliyor ve ölümü seçebiliyoruz. Cevabı kimi dini inancında, kimi bilimde, kimi çocuk yetiştirmekte, kimi kariyerinde buluyor. Bazılarımız da sürekli fikir değiştiriyor ve yetinemiyor hiçbir cevapla.

Elbette, bulduğumuz anlam/anlamlar zaman içinde de değişebiliyor. Bir gün her şey çok anlamlı gelirken bir gün her şeyi anlamsız görebiliyoruz. Bazen çabucak geçiyor bu anlam bulamama halimiz, bazen geçmiyor. Bazen sorgulamaktan yorgun düşüp vazgeçiyoruz. Bazı günler ise daha iyi geçiyor ve en azından bir süreliğine bir anlam bulabiliyoruz yaşamımızda.

Varoluşçu felsefe akımından (Varoluşçuluk) esinlenerek oluşturulmuş olan varoluşçu psikoterapide "hayatın kendisinin bir anlamı olmadığı ve ancak bizim bir anlam yaratmamızla anlamlı kılınabileceği"nden bahsedilir. Bu, bizim seçimimize bağlıdır. Yani bu akıma göre, anlamı nerede bulduğumuz önemli değildir (bir dinde, bir inanç sisteminde, bir işte, bir ilişkide vb.). Her ne olursa olsun, hayat kendimiz için bir anlam bulduğumuzda anlamlı olabilir .

İnsan, bazen çok güçlü bazense çok zayıf hissediyor kendini. İşte bu da, anlam bulmamıza ya da o anlamı kaybetme hissine bağlı gibi gözüküyor. Anlamı kaybettiğimiz anda her şey kayıp gidiyor elimizden, bazen hayat bile. 

Varoluşçu psikoterapinin öncü isimlerinden Viktor Frankl “İnsanın Anlam Arayışı” kitabında toplama kampında yaşadıklarını ve oradaki anlam bulmanın gücünü anlatmıştır. Kitapta, tahmin edilebileceğinin aksine, fiziksel olarak en güçsüz halinde bile olsa hala bir anlama inancı olan insanların nasıl hayatta kaldıklarından da bahsediliyor. Toplama kampı kadar ölümle burun buruna olunan, işkence dolu bir ortam az bulunur. Kitapta, böyle bir ortamda bile insanı ayakta tutabilecek şeyin "hayatına verdiği anlam" olduğu çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilmiş. Kitap ile ilgili daha fazla detaya girmekten kaçınıp bu kısa ama adokitabı okumanızı önereceğim. 

-Hayatımın anlamını buldum mu?
-Hayır.
-Yaşamaya devam etmek için anlam ifade eden şeyler bulabiliyor muyum?
-Evet.

Bazen bu kadarı da yeterli oluyor. 
Oysa biz çoğu zaman büyük bir cevap arıyoruz. “Hayatımın amacı ...dır.” demek istiyoruz. Bu şekilde istediğimiz netliğe kavuşacağımızı düşünüyoruz. Oysa hayatta böyle bir netlik hangi konuda mümkün ki? 

Örneğin, bir insanın çevresindekilere (arkadaşlarına, ailesine, tanıdıklarına vs.)  karşı hoşgörü ve sevgi ile yaklaşması; onlara bu hali ile örnek olması hayatının amacı olamaz mı? İlla kitleleri arkasından sürüklemesi ve bir konuda “önemli bir isim” haline mi gelmesi gerekli?

Ayrıca, hayatımızın “tek” bir amacı olması gerektiğini de biz varsaymıyor muyuz? Hayatımızda bize anlamlı gelen, yaptığımızda gerçek ve tam hissettiğimiz birden çok şey olamaz mı? Elbette olabilir.

Hayatınızda olmasını değerli bulduğunuz şeyler var mı?


Belki de önemli olan yalnızca bunu sorgulamaktır. Büyük değerler, büyük cevaplar peşinde koşup yorulmak yerine küçük cevaplar aramakla başlayabiliriz belki. Belki de, böylesi daha kolay olur.

Ne dersiniz?

Sevgiler,

Uzm. Psk. Mine Hasırcı