2/23/2015

Beyaz Atlı Prensler Aranıyor!

Beyaz Atlı Prensler Aranıyor!


Evet, sadece siz değil dünya üzerinde birçok kadın beyaz atlı prensini bekliyor. Bu bekleyiş bir çok zaman da Godot'yu beklemek gibi sonsuz bir bekleyiş oluyor; çoğu zaman da mutlu sona değil hüsrana yola açıyor.

Peki kimdir bu “beyaz atlı”?

Beyaz atlı, tüm acılara son verecek, tüm yükünüzü sizin için taşıyacak bir kurtarıcıdır.
  • Maddi gücünün yüksek olması (ya da bu anlamda gelecek vaat etmesi)
  • Yakışıklı, güçlü-kaslı olması
  • Sahiplenici olması (Hatta bazen “maçoluk” şeklinde tanımlanan aşırısı bile tercih edilir. Bununla bağlantılı olarak kıskanç olması da istenen bir özellik olabilir.)
Yukarıdaki özellikler bu tanımın kriterlerinin başında geliyor diyebiliriz.

Gelelim “beyaz atlı”nın faydalarına...

Beyaz atlı prens gelince (mümkünse “ilk bakışta çarpılma” şeklinde romantik bir şekilde)
  • Tüm üzüntülerin son bulması
  • Sizi asla terk etmemesi
  • Güveninizi hiç sarsmaması
  • Sizi sizden çok düşünmesi
  • Koruyup kollaması
  • Emek bile vermenize gerek kalmadan her şeyin kusursuz olması
  • Sihirli ve sonsuz bir mutluluk kaynağı olması
beklenir.

Niye kadınlar bunları ister?

Çünkü kadınlara (farklı kültürlerde etki oranı değişse de) böylesi öğretilir.

Kadınların bir “beyaz atlı prens” bulması ve onunla evlenmesi başarı olarak görülür.

Bu yüzden, örneğin çirkin olduğu düşünülen bir kadın “beyaz atlı prens” tanımına uyan bir adamla evlendiğinde “Bunu nasıl başarmış?” diye düşünülür. Sanki adamı “kafeslemek” bir başarıymış ve güzellik olmadan yapılması daha da zor bir işi başarmış olması anlamına geliyormuş gibi...

Bu beklenti kadını bekleyen, aciz olan bir konuma yerleştirir. Erkek olmadan yeterince değerli değildir. Bir erkek onu tercih ettiğinde ve himayesine alıp koruyup kolladığında tamamlanır.

Bu bakış açısıyla, kadının zorlu bekleyişi/arayışı başlar. 

Arayıştaki ikilem
Arayışla beraber neler olabilir?

Kadın, kendini değersiz hissedip, kendi değer verdiklerini, kendine dair olan her şeyi ikinci plana atma eğilimine girer. 
Bu eğilim de erkeğin gözünde kadının değerini düşürür.
Sonucunda ise “beyaz atlı”sı ile beraber olmayı “başardığında” bile aradığı mutluluğu yakalayamadığını fark etmeye başlar.

Bu noktada, kadın sarsılır.
Oysa, ona gösterilen yolda adımlarını özenle atmıştır.
Gittiği yolun, mutluluğa giden yol olmadığını fark etmemiştir.
Hayatta nereye gitmesi gerektiğini ve oraya nasıl varacağını çok farklı kaynaklara sormuş ve çoğu zaman ona bu yol gösterilmiştir: 
Kendini bir erkeğe beğendirmek ve onunla evlenmek.
Nihai amaç budur ve sonrası tabii ki filmlerdeki gibi sonsuza dek mutlu yaşamaları olmalı. 

Ama, olmadı işte. 
Kalbi kırıldı kadının. Nereye döneceğini şaşırdı.
Başka birini mi denemeliydi?
Nerede yanlış yapmıştı?
Kendini neden beğendirememiş, neden başarısız olmuştu?
Bu sorulara cevap bulmaya çabaladı defalarca...
Ne yazık ki çoğu zaman asıl cevabın kendisine değer vermeyi öğrenmek olduğunu bulamadı. Çok az kişi ona bunu söylemişti. Söyleyenlere de inanmamıştı zaten çünkü bunu söyleyen çok az kişiydi.
Bu, yeni ve hiç alışık olmadığı fikirdi.
Ayrıca bunu başarmak mümkün müydü ki?
Kendine değer vermek nasıl olurdu yanında birisi olmadan?
Mümkünse bile çok zor olmalıydı. Kalbi paramparçayken bunu başarabilir miydi? İnanamadı bu fikre ve kendine. Yeniden aynı hikayeye adadı kendini: kendini bir erkeğe beğendirmeye.

Ama neyse ki her zaman böyle hazin bir sonu olmuyor bu hikayenin. 
Nasıl olmalıydı peki sağlıklı ilişki? “Başarı” üzerinden gidersek: Nasıl başardılar bunu?

İşte o bir sonraki yazının konusu.

 Mine Hasırcı