2/26/2015

Süpermen Olmak Lazım

Süpermen Olmak Lazım

“Beyaz Atlı Prens Aranıyor!” yazımda kadınların bakış açısından bakmıştık. Şimdi sıra geldi erkeklerin tarafından bakmaya.
fotoğraf kaynağı: www.çiçeksepeti.com

Mazhar Alanson'un şarkısında da dediği gibi “Süpermen olmak lazım bazen.”. Hatta bazen değil, sürekli olmaya çalışmak lazım(!)

Kadınlara öğretilen kurtarıcısını bekleme hali bir tarafta, erkekler için de durum oldukça can sıkıcı. İster “beyaz atlı prens” diyelim ister “süpermen” erkeklerden beklenen de kurtarıcı olmak. Bu da oldukça ağır bir yük haline gelebiliyor.

Herkesin yükünü taşıyacak ve yıkılmayacak bir dağ olması bekleniyor erkekten de. Maddi ve fiziksel güç bu yüzden önemseniyor erkekte. Çünkü ne kadar güçlüyse o kadar destek olabilir çevresine, en başta ailesine.

Bu kısım evrimsel olarak da böyle; yani ilk insanlardan itibaren güçlü olması beklenen erkek. Bunda tabii en başta doğuştan fiziksel olarak kadından güçlü oluşu etkili. Peki, buraya kadar tamam.


Ne zaman çığrından çıkıyor iş ve “Süpermen olmak lazım.” haline geliyor?

Erkek,
  • Asla kafası karışmaması, hayatta yolunu kaybetmemesi beklenen
  • Depresyona girmeyen hatta neredeyse hiç üzülme lüksü bile olmayan
  • Kaygılanması, endişelenmesi, korkması hoş karşılanmayan, hemen “güçsüz/aciz” diye damgalanan
  • Bir tek öfkelenmesi ve bunu istediği gibi göstermesi ona yakıştırılan/caiz görülen
bir canlı toplumun gözünde.

Bu beklentileri düşünürsek erkek dediğimiz bir canlı değil bir robot olmalı. Üzülmeyen, kaygılanmayan, asla yıkılmayan, kafası karışmayan insan olabilir mi? Olmaz da işte “oluyormuş gibi” yapılabilir. Erkeklerin zorlandığı nokta da tam burası.

Sürekli “-mış” gibi yapmaya zorlanmak. Kendini olduğu gibi kabul etmek, sevmek bu beklentilerle çelişiyor ve adamlar arada sıkışıp kalıyor. Hem kendi kaygını, üzüntünü fark edip, kabul ederek hem toplumu memnun edemezsin çünkü.


Ee ne­ oluyor sonuçta?

Tabii ki süpermen olmaya kendini zorlamaktan yorulmuş, buna mecbur kalmasına katkıda bulunan her şeye ve herkese öfkeli bir adamlar çıkıyor ortaya.
Rahat olmak istiyorum.
Kendim olmak istiyorum.
Rahatça gülebilmek, ağlayabilmek, kaygılanabilmek istiyorum.
Aptalca davranabilmek buna rağmen kabul görmek istiyorum.
diyorlar içten içe ama...

Ama işte bunları istemekten öteye geçmek, bunları yapabilmeye cesaret etmek zor. Çevresini hayalkırıklığına uğratmayı göze almadan kendini rahat bırakamıyor adam. 


"Beyaz Atlı Prens" ya da "Süpermen" kriterlerini oldukça karşıladığı düşünülen adama ne oluyor?
Tebrikler! Tam da toplumun istediği gibi bir kurtarıcı oldunuz. Şimdi sizden beklenenlerden başlıcası bu özellikleri sürdürmeniz ve size “yakışmayacak” hiçbir harekette bulunmamanız. Yoksa zar zor kazandığınız etiketinizi alıveriririz elinizden.
Şimdi, size onları kurtarmanızı isteyen kadınlar yaklaşacak. Şimdi sizden beklenen bu kadınlardan birini seçip evlenmeniz. Ama size hiç çekici gelmiyor ki bu durum?!


Ee, şimdi ne olacak?

Ya kendinizi rahat bırakamadığınız, sürekli bir çevreyi memnun etme çabasına gireceksiniz. Bu durumda sizden bahsettiğim kriterleri korumaya ek olarak hep daha fazlası da beklenecek.

İkinci seçenek de kendiniz olmaya cesaret edecek ve çevrenizi şaşırtmaya/hayalkırıklığına uğratmaya cüret edeceksiniz. Güzel yanı şu ki, siz kendiniz olmaya cesaret ettiğinizde önce sizi garipseyen, suçlayan, eleştiren çevreniz zamanla size özenmeye başlayacaktır.

İkinci seçeneği seçmek kolay değil. Hele ilk başlarda çok zor. O yüzden psikoterapi size en çok yardım edecek yoldur.

Elbette “Erkek-adam terapiye gitmez!” de deniyor. Bu da erkeğe yakıştırılmıyor ama zaten ikinci seçeneği seçiyorsanız size yakıştırılmayan şeyleri yapmaya cesaret etmiyor musunuz? Dolayısıyla ilk cesur adımınız terapiye gitmeye karar vermek ve kendinizle tanışmak olabilir.

Ya da birinci seçeneği seçip ömürboyu kendinizi zorlayabilirsiniz.

Seçim sizin.

Sevgiyle,

Klinik Psikolog Mine Hasırcı

Kadınlar açısından bakmak için: Beyaz Atlı Prensler Aranıyor!